İçeriğe geç
Seviye testi
Menü

Yaş ve öğrenme

Kırkından sonra İngilizce: neyin zorlaştığı, neyin kolaylaştığı

Yaş ilerledikçe bazı şeyler gerçekten zorlaşıyor, bazıları ise çok kolaylaşıyor. Gençlerle aynı sınıfta oturmuş yetişkinlerden gördüklerimiz.

Hibrit Sınıf öğretmenleri 4 dakikalık okuma

"Bu yaştan sonra öğrenebilir miyim?" sorusunu genelde telefon görüşmesinin sonunda, biraz utanarak soruyorlar. Soran kişi çoğu zaman kırklı ya da ellili yaşlarında. Kimi emekliliğe hazırlanıyor, kimi yurt dışında okuyan çocuğunu ziyarete gidecek, kimi iş yerinde yıllardır kaçtığı yabancı toplantılardan artık kaçamıyor.

Bu soruya "tabii ki, yaş sadece bir sayı" diye cevap vermek kolay ama işe yaramaz. Daha dürüst bir cevap vermek istiyoruz: Yaş ilerledikçe bazı şeyler gerçekten zorlaşıyor. Bazıları ise, şaşırtıcı biçimde, kolaylaşıyor.

Zorlaşan şeyler

Önce zor kısmı konuşalım.

Telaffuz daha inatçı. Yirmi yaşındaki bir öğrenci yeni bir sesi birkaç denemede yakalayabilirken, kırk beş yaşındaki biri "th" sesini aylarca "t" ya da "d" diye söylemeye devam edebiliyor. Bu, öğrenemediği anlamına gelmiyor; ağız kaslarının otuz yıllık Türkçe alışkanlığı var. Bizim tavsiyemiz: Aksansız konuşmayı hedeflemeyin. Anlaşılır konuşmak yeterli ve buna her yaşta ulaşılıyor.

Kelimeler daha yavaş yerleşiyor. Genç bir öğrencinin bir iki kez duyup aklında tuttuğu kelimeyi, yetişkin öğrenci birkaç farklı bağlamda duymadan hatırlamıyor. Bu yüzden derslerimizde aynı kelimeyi bir hafta boyunca hem ekranda hem sınıfta farklı cümlelerde kullanıyoruz.

Hata yapmaktan korkmak artıyor. Bunu ilk derse girmeden önce yazdığımız yazıda da anlattık. Yaş ilerledikçe insanın kaybedecek bir itibarı oluyor: bir iş unvanı, bir aile içindeki konum, yılların verdiği bir özgüven. Bir müdürün, bir doktorun, bir öğretmenin sınıfta "I goed" demesi, yirmi yaşındaki birinden çok daha zor.

Zaman daha az. Yetişkin öğrencinin işi, ailesi, bakması gereken anne babası var. Ders dışında İngilizceye ayırabileceği zaman kısıtlı.

Kolaylaşan şeyler

Şimdi daha az konuşulan tarafa geçelim.

Neden öğrendiğinizi biliyorsunuz. Lisedeki İngilizce dersinde çoğumuz sınavdan geçmek için çalıştık. Kırk yaşında bir insan ise somut bir sebeple geliyor: kızının düğününde damadın ailesiyle konuşmak, şirketin yeni ortağıyla toplantıda söz almak, emekli olunca gezmek istediği yerler. Bu sebep, motivasyonun düştüğü haftalarda insanı derse geri getiriyor.

Dilbilgisini daha hızlı kavrıyorsunuz. Yetişkinler kuralların arkasındaki mantığı gençlerden daha çabuk anlıyor. Present perfect'i anlatırken "geçmişte olmuş ama sonucu hâlâ masada duran şey" dediğimizde kırk yaşındaki öğrenci hemen kendi hayatından bir örnek buluyor. Lise öğrencisi çoğu zaman sadece kuralı ezberliyor.

Okulda öğrendikleriniz bir yerde duruyor. Yıllar önce görülmüş İngilizce silinmiyor, sadece kullanılmadığı için uyuyor. Gruplarımızda dördüncü, beşinci haftalarda en çok duyduğumuz cümle "Bunu biliyordum aslında" oluyor. Sıfırdan öğrenen biriyle, unuttuğunu hatırlayan biri arasında büyük fark var.

Düzenli olmayı biliyorsunuz. Hayatının yirmi yılını mesai saatlerine, toplantılara, okul servis saatlerine göre düzenlemiş biri, haftada iki akşam derse girmeyi de bir düzene oturtabiliyor. Ödevini her hafta zamanında getirenler çoğu zaman sınıfın en büyükleri oluyor.

Sınıfta yaş farkı

Gruplarımızda yaş aralığı geniş olabiliyor. Otuz yaşında biriyle elli beş yaşında biri aynı masada oturabiliyor. Bu bazen ilk başta yaşı büyük olanı tedirgin ediyor: "Gençler benden hızlı gidecek, ben geride kalacağım."

Bizim gözlemimiz bunun pek gerçekleşmediği. Genç olan genellikle konuşmaya daha hızlı başlıyor, yaşı büyük olan ise daha düzgün cümle kuruyor. İki taraf birbirinden öğreniyor. Gündüz gruplarında bunu daha da sık görüyoruz; emekli bir öğretmenle yeni anne olmuş bir mühendisin aynı soruya verdiği farklı cevaplar dersi kendiliğinden canlandırıyor.

Ne kadar sürer

Yaşın en somut etkisi süre üzerinde. Yetişkin bir öğrencinin bir seviyeyi gerçekten oturtması, gençlere göre biraz daha uzun sürebiliyor. Bu yüzden kimseye "üç ayda konuşursunuz" demiyoruz.

Ama süreyi uzatan şey çoğu zaman yaş değil, ara vermek. Dört hafta düzenli derse gelip iki hafta ara veren biri, yavaş ama kesintisiz gelen birinden geride kalıyor. Hibrit düzeni de biraz bunun için kurduk: Okula gelemediğiniz haftalarda evden canlı derse bağlanabildiğiniz için kopma ihtimali azalıyor.

Bir şey daha

Telefonda bu soruyu soranlara genelde şunu söylüyoruz: Önce bir derse gelin, yanınıza oturacak insanları görün. Kendinizden on yaş büyük birinin de orada olduğunu görmek, bu sayfada yazdığımız her şeyden daha ikna edici oluyor.

Deneme dersi için numaranızı bırakabilir ya da önce hangi seviyede olduğunuza bakabilirsiniz.