İçeriğe geç
Seviye testi
Menü

Dil ve alışkanlık

Işığı açmak, karar almak, kolay gelsin: kelime kelime çevirinin tuzakları

Open the light, take a shower almak, kolay gelsin. Kelime kelime çeviri nerede işe yaramıyor ve sınıfta bunu nasıl çözüyoruz.

Hibrit Sınıf öğretmenleri 5 dakikalık okuma

Bir dilden ötekine kelime kelime çeviri yapmak, ilk aylarda kaçınılmaz. Kafanızda Türkçe bir cümle var ve onu İngilizceye taşımaya çalışıyorsunuz. Çoğu zaman bu işe yarıyor. Bazen ise ortaya karşı tarafın bir an duraksamasına yol açan, dilbilgisi olarak doğru ama kimsenin öyle söylemediği cümleler çıkıyor.

Bu yazıda sınıfta en sık duyduğumuz örnekleri topladık. Amacımız alay etmek değil; bunların neredeyse hepsini öğretmenlerimiz de bir zamanlar söyledi.

Işığı açmak, televizyonu kapatmak

Türkçede ışığı, televizyonu, bilgisayarı "açıyoruz". İngilizcede kapıyı ve pencereyi açıyorsunuz (open), ama elektrikle çalışan şeyleri "turn on" ya da "switch on" ile çalıştırıyorsunuz.

  • "Can you open the light?" yerine "Can you turn on the light?"
  • "Close the TV, please" yerine "Turn off the TV, please."

Bu hata o kadar yaygın ki, Türkiye'de birkaç yıl yaşamış yabancıların bile bir süre sonra "open the light" demeye başladığı oluyor.

Duş almak, karar almak

"Almak" fiili Türkçede çok iş görüyor ve İngilizceye hep "take" olarak geçmiyor.

  • Duş almak: "take a shower" (burada "take" doğru, Amerikan İngilizcesinde "take", İngiliz İngilizcesinde "have" da sık).
  • Karar almak: "make a decision", "take a decision" değil (İngiliz İngilizcesinde "take" de duyulur ama "make" çok daha yaygın).
  • Nefes almak: "breathe" ya da "take a breath".
  • Not almak: "take notes".
  • Sınavdan not almak: "get a grade" ya da "get a mark".

Burada kural ezberlemek yerine, her ifadeyi bir bütün olarak öğrenmenizi öneriyoruz. "Make a decision" tek bir kelime gibi.

Geliyorum, beş dakikaya oradayım

Telefonda biri "Neredesin?" diye sorduğunda Türkçede "Geliyorum" deriz. İngilizceye "I'm coming" diye çevrilince anlam biraz kayıyor. "I'm coming" daha çok "şu an yoldayım, çok yakındayım" ya da birinin çağrısına "geliyorum!" diye cevap vermek için kullanılıyor.

Biraz zaman alacaksa daha doğal olanı:

  • "I'll be there in five minutes."
  • "I'm on my way."

Kaç yaşındasın

"How many years old are you?" diye soran öğrencimiz her dönem mutlaka oluyor. Doğrusu "How old are you?". Cevap da "I am 42 years old" ya da kısaca "I'm 42". "I have 42 years" ise İspanyolca ya da Fransızca bilenlerin yaptığı bir hata, Türk öğrencide pek görmüyoruz.

Kolay gelsin, geçmiş olsun, afiyet olsun

Türkçenin en güzel yanlarından biri bu küçük, sıcak kalıplar. İngilizcede çoğunun tam karşılığı yok ve bunu öğrenmek ilk başta biraz hayal kırıklığı yaratıyor.

  • "Kolay gelsin": Birebir karşılığı yok. Durum neyse ona göre "Good luck with that", "Don't work too hard" ya da sadece "Hi, how's it going?" denir.
  • "Geçmiş olsun": Hastalık için "Get well soon", kötü bir olay için "I'm sorry to hear that".
  • "Afiyet olsun": Yemeğe başlarken "Enjoy your meal" ya da "Enjoy!" denebilir, ama birçok kişi hiçbir şey demeden yemeğe başlar.
  • "Elinize sağlık": "This is delicious, thank you" en yakın karşılığı.
  • "Hayırlı olsun": "Congratulations" ya da "Good luck with the new job."

Sınıfta bu kalıpların karşılığını aramak çoğu zaman sohbetin en eğlenceli kısmı oluyor. Öğrenciler, İngilizcede bu tür kalıpların az olduğunu fark ettikçe Türkçeye karşı da başka bir gözle bakıyor.

Lütfen ve teşekkür meselesi

Türkçede bir garsondan bir şey isterken "Bir çay" demek kaba sayılmıyor. İngilizcede "One tea" demek ise kulağa oldukça sert geliyor. "Could I have a tea, please?" ya da "A tea, please" çok daha doğal.

Ters yönde bir alışkanlık da var: Türk öğrenciler İngilizce e-postalarda bazen "please" kelimesini her cümleye ekliyor ve bu da bir tür ısrar gibi okunabiliyor. "Please send me the file. Please check it. Please reply today." Bunun yerine kibar soru kalıpları işe yarıyor: "Could you send me the file?", "Would you mind checking it?"

Anlamı kayan kelimeler

Kulağa tanıdık gelen ama Türkçedeki benzeriyle aynı anlamı taşımayan kelimeler de var. Sınıfta en çok karşılaştıklarımız:

  • "Sympathetic": Sempatik değil, "anlayışlı, halden anlayan". Sempatik birine "nice" ya da "likeable" denir.
  • "Actually": "Aslında" anlamında. "Şu anki" demek isterseniz "current" kullanın.
  • "Eventually": "Sonunda, eninde sonunda". "Muhtemelen" anlamına gelmiyor.
  • "Control": İngilizcede çoğu zaman "yönetmek, hâkim olmak". Bir şeyi kontrol etmek, gözden geçirmek ise "check".

Bunlar nasıl düzeliyor

Bu hataları bir listeden ezberleyerek düzeltmek zor. Bizim sınıflarımızda işe yarayan şey, hatayı yapan kişiyi değil hatanın kendisini konuşmak. Öğretmen derste duyduğu bir cümleyi, kimin söylediğini belirtmeden tahtaya yazıyor: "Can you open the light?" Sonra soruyor: "Bir İngiliz bunu duysa ne anlar?" Gülüşmeler oluyor, doğrusu bulunuyor, cümle bir daha söylenmiyor.

Hibrit düzende bunun bir avantajı da var. Uygulamadaki canlı derste yazılı sohbet kutusuna yazılan cümleler kalıcı. Öğretmen dersin sonunda o cümlelerden birkaçını seçip bir sonraki sınıf dersine taşıyor. Kendi yazdığınız cümleyi birkaç gün sonra düzeltilmiş haliyle görmek, ezberden çok daha kalıcı oluyor.

Bu tür hataların hangi seviyede ne kadar yoğunlaştığını merak ediyorsanız seviye belirleme sorularını çözebilir, konuşmaktan çekiniyorsanız konuşmaya çekinenler için açtığımız sınıfa bakabilirsiniz.